Kategori arşivi: Biyografi

Türkiye ve dünyaca ünlü kişilerin hayat hikayeleri, eserleri hakkında bilgi içerir

MEB Bakanı Ziya Selçuk Kimdir

  • Bir dönem Talim Terbiye Kurulu Başkanlığını yürütmüştür.
  • Çoklu zeka kuramı üzerine kitaplar yazmıştır.
  • Maya okulları kurucusudur.
  • Gazi üniversitesi, gazi eğitim fakültesi, sınıf öğretmenliği ana bilim dalında öğretim görevi yürütmüştür.
  • Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır.
  •  Doğum yeri ve tarihi: Ankara-01.05.1961
  • Medeni hali: Evli (3 çocuk)
  • Sayın Bakan’nın yazdığı kitaplar.
    · İnsan İlişkilerinde Kendini Açma. Vadi Yayıncılık, Ankara, 1995.· Gelişim ve Öğrenme. Nobel yayıncılık. Ankara, 1998· Okul Deneyimi ve Uygulama. Nobel Yayıncılık. Ankara: 1998· Dikkat Eksikliği ve Hiperaktif Çocuklar. Pegem, Ankara 2000· Sınıf İçi Rehberlik Uygulamaları. Pegem. Ankara. 2000.
  • KİTAPTA BÖLÜMLER· İlköğretimde Rehberlik. Nobel Yayıncılık. Ankara 1999.(Bağımsız bölüm)· Çocuklarımız İçin Eğitim Sohbetleri. Pegem Yayıncılık. Ankara 2001. (Bağımsız bölüm)



İbni Sina Felsefesi Özellikleri Özet

İBNİ SİNA

EŞ,ŞEYHU’R-REİS / AVİCENNA

Ö. 428 /  11. YY BAŞLARI

  • Kendisine kadar gelen geleneğin zirvesini temsil etmektedir. Kendinden sonraki filozofları gölgede bırakmıştır.
  • Felsefi açıdan dinamik, teorik açıdan ise ikna edici bir sistemde Bağdat meşşailerinin Aristotalesciliğini Kindi ve etrafının ve Yeni Eflatunculuğunu bir araya getirmiştir.
  • İsmaili düşünce etkisiyle ilk olarak felsefe ile tanışmış, fakat onlara karşı her zaman mesafe koymuştur.
  • Felsefenin alanını dini olgular içerecek şekilde genişletir ( nübüvvetin mahiyeti, ölüm sonrası hayat )
  • Teknik bir dili, edebi bir üslubu vardır. Bu yönüyle diğerlerinden ayrılır.
  • İbn-i Sina, İhvan-ı Safa’nın risalelerinden büyük ölçüde yararlanır.
  • İhvan-ı Safa sayesinde felsefe ile tanışmıştır. Vacibu’l-vucud konusundaki görüşleri de Âmirî kaynaklıdır.
  • İlk önce hocalarından yardım alarak eğitime başlamış, daha sonra onları yetersiz bularak okumalarını kendi başına geliştirmiştir.

İbni Sina

  • Siyasilerin desteğini alarak büyük çaplı eserlere ulaşma şansına ulaşmıştır ve hayatı sıkıntılı ve hareketli geçmiştir. ( hükümdarın hastalığı sebebiyle saraya girmesiyle saray kütüphanesine ulaşıyor, burada bulunan evaîl kitapları / öncekilerin bilimsel felsefi bilgi birikimini anlatan kitaplardan faydalanır. )
  • 18 yaşında bütün ilimlerin nihai sınırına ulaşmış.
  • Daha önce yüzeysel olarak ele alınan konuları derinden incelemiştir ve İslami alana yoğunlaşarak İslam dünyasında daha çok kabul görmüştür.
  • Tıp öğrenmenin kolay olduğunu ve onu en çok zorlayanın metafizik olduğunu söyler.
  • Bir konuyu öğrenecekse önce önermeler ortaya koyar sonra kıyasa gider. Kıyas formundan bilgiye ulaşır. Ona göre orta terim bütün bilimlerin anahtarıdır. Orta terim neden- sonuç ilişkisi verdiğinden buraya büyük önem verir.

!! NOT : EL- Haddü’l-Evsat : Orta terimi merkeziyete yerleştirir bütün ilimlere buradan ulaştığını söyler. Bilgiye ulaşmak için her yolu dener.

  • Farabi kanalıyla metafizikte tanrının zatını ve mutlak birliğinin anlatıldığını görür.
İBNİ SİNA’NIN ESERLERİ

Eserlerinin hepsi günümüze kadar ulaşmıştır.

  • ŞİFA : En önemli kitabıdır.
  • Mantık fizik metafizik olarak üç temel konuya ayrılır.
  • ‘’Şifa veren’’ ve ‘’yeten’’ anlamına gelir.
  • Her konu sistematik olarak ele alınır.
  • Felsefe ansiklopedisidir.
  • Aristotalesci yapıyı en geniş ele alan eserdir.
  • Kelamcıların en sık kullandığı eser olmuştur. ( Fahreddin Razi, Gazali )
  • Eserde varlık mümkün vacibu’l-vucud gibi varlıksal kavramları metafiziksel alana dönüştürmüştür.
  • Eserin başında mu’tezili kelamcılara değinerek felsefe-kelam bütünleşmesini gerçekleştirir.
  • SİRETU’Ş-ŞEYH ER-REİS : İbn-i Sina’nın hayatı hakkında bilgi verir. Hayatının bir dönemine kadar kendisi devamını öğrencisi Cüzcani yazmıştır. Bu çok görülen bir yöntem değildir.
  • NECÂT : Şifa’nın özeti gibidir. Kelamcıların hudûs deliline karşı sert eleştiriler yer almaktadır.
  • EL- İŞARAT VE’L-TEMBİHAT : bu esere özel bir önem verir. Kendi meclisinde öğrencilerine okuttuğu eseridir. Tasavvufa bu eserle yaklaşmıştır. İbni Arabi, Konevi gibi mutasavvıflar İbni Sina metafiziğinden etkilenmiştir.
  • EL-KANUN Fİ’T-TIBB : Tıptaki en önemli eseri hem Ortaçağda hem de İslam Dünyasında 
İBNİ SİNA NEFİS TEORİSİ
İNSANİ NEFSİN MAHİYETİ ve AKIL
  • İbni Sina’ya göre insan nefis ve beden olmak üzere düalist bir yapıdan oluşur. Ona göre nefs, cevher olarak bağımsız bir varlığı vardır. Gayri maddi ve basittir. Cisimde bulunan bir güç değildir. Nefsi ilk yetkinlik olarak tamamlar. Bunun sebebi canlı türünün bil-fiil olarak var olmasının nefis ile gerçekleşmesinin dolayısıyladır. İkinci yetkinlik ise türe ait özelliklerini bil-fiil olarak ilk yetkinliğe bağlı şekilde ortaya çıkmasıdır.
  • İbni Sina’ya göre nefs insana özgü değildir, bitki ve hayvanda da bulunur. Ona göre bozuluş dünyasında üç tür nefis vardır : Nebati, hayvani, insani.
  • Nefsin bu denli çeşitli olmasının sebebi onu taşıyan cismin mizacıdır. Mizacı ne kadar mutedil ise nefsin düzeyi de o kadar yüksektir.
  • Eflatuncu yaklaşımın aksine nefis bedenden önce değil bedenle birlikte var olur. Nefsin semavi alemden sadır oluşu ve akıllar ile hudusu İbni Sina’nın nefis teorisini sudurcu kozmolojisi üzerinden metafiziğe bağlar ve onun bir konusu haline gelir.

 

  • İbni Sina’ya göre nefis, bedenden ayrı manevi bir cevherdir. Bunun delili, insanda bulunan akli idrak ile duyusal idrakin arasındaki farkın açıklanmasına ve akli idrakin cisim olmayan bir cevherde gerçekleştiğinin gösterilmesine dayanır.
  • Duyusal idrak güçleri cismani bir organla idrak ederler. Madde ve suret ayrımını yapamazlar. Nesnenin madde ve suretini birbirinden ayırt edemez. Oysa akli idrak gücü nesnenin suretinin maddesinden her yönüyle tam olarak soyutlayıp idrak edebilmektedir. İşte onun bu özelliği ona sahip olan şeyin cisimsel olmayan bir cevher ( nefs ) olduğunu gösterir.
  • Ayrıca duyusal idrak güçlerinin aksine akıl gücünün kendini idrak edebilmesi kendi bilincinin farkına varabilmesi bu gücün cisimsel olmadığını gösterir.
  • Düşünce tarihinde ilk defa İbn-i Sina nefsin kendini bilmesi olgusunu İslam dünyası yanında Orta çağ Avrupası’nda meşhur olan boşlukta uçan deliliyle açıklamaya çalışır. Bu örnekle İbn-i Sina bedenimizden kuşku duyabileceğimizi fakat ruhumuzun olmadığını asla düşünemeyeceğimizi vurgular. Nefis bedenle birlikte var olsa da mahiyet olarak bedenden farklıdır ve bedenle birlikte yok olmaz.
  • İbn-i Sina Yeni Eflatunculardan da yararlanarak ölüm sonrası hayatı temellendirir.
  • Aristo’ya göre insan nefsi ile hayvan nefsi arasında fark yoktur ama İbn-i Sina’ya göre fark vardır. İbn-i Sina’ya göre insan nefsinin diğer nefislerden ayıran ve böylece insanı insan yapan belirli güçleri vardır. Bu insani güçler ikiye ayrılır :
  • Eyleme Dayalı / Âmile/Pratik güç: İnsan bedeninin hareket ilkesidir. Bu güç insanı düşünmeye bağlı birtakım fiillere yöneltir. İbn-i Sina’ya göre nefsin bu gücü beden üstünde yönetici olmasını sağlar. Dolayısıyla bu güç insanın ahlaklı bir varlık haline gelebilmesi ancak bu gücün bedeni güçlere hakim olup yönetmesiyle gerçekleşir.
  • Bilme / Âlime / Teorik Dayalı güç : Yukarıya ulvi olana dönük olan ve insanın bu alanla ilişkisini sağlayan güçtür. Bu güç, tümel bilgiyi elde etmeye yarar. İlk ve ikincil akledilenleri nefse kazandırır. Bu güç sayesinde insan diğer canlılardan ayrılır. Bu güç ile metafizik bilgisini elde ederek yetkinliğe ulaşır.
  • Akıl tümel olanı te başına kavrayamaz, dış etkene ihtiyaç duyar o da kozmolojik akılların sonuncusu olan faal akıldır. Ona göre bu akıl, hep etkindir.
  • Farabi gibi İbn-i Sina’ya göre de onun insan aklına olan nispeti günesin göze olan nispeti gibidir.
  • Tümelin bilgisine tikellerle ulaşılmaz, tikelleri düşünerek tümelleri almaya hazır hale gelerek sonunda fal aklın ışığının insanın aklına erişmesiyle yani işrakle (aydınlanma ) gerçekleşir.
  • Nefis, tikellerin yardımı ile belli bir konuma gelir sonra da faal aklın ittisali ile tümel bilgisine ulaşır.
  • İnsan aklı dört aşamadan geçer :
  • Heyulani Akıl : her insanda olan bilme yetisi / bil-kuvve halde akıl buradadır.
  • Meleke halindeki akıl : Belli ilkeler burada kazanılır. ( İlk akledilirler )
  • Fiil halindeki akıl : Deney, gözlem, sezgi, düşünme ile ikinci akledilebilir şeyler kazanılıyor. Faal akıl devrede. Bil- fiil düşünülür stop.
  • Müstefad akıl : İnsani aklın tam anlamıyla bil-fiil hale geldiği bilgilerdir. Mükemmellik son nokta.
  • İbn-i Sina bilgiyi elde etmede sadece düşünceden yararlanmaz aynı zamanda sezgiden de yararlanır. Sezgi bilinmeyenin bilgisine aniden geçiştir. Sezgi, hads’tir. Sezgi, ilahi bir feyizdir, fal akılla doğrudan bir akli ittisaldir. Sezgi çaba olmaksızında gerçekleşir.
  • İbn-i sina’da hads, nübüvvet olgusunu açıklarken başvurduğu anahtar kavramlardan biridir. Peygamber de hem akıl hem de sezgi aktiftir. Faal akılla mükemmel bir ilişki içindedir. Peygamberlerin taşıdığı kutsi akılda sezgi ile bilgi elde etmesi mümkündür.
  • Peygamberin nefsine ait iki önemli özelliği vardır :
  • Birincisi hayal gücü : Bu özellik sayesinde geçmiş ve gelecekteki hiç kimsenin bilmediği ve şahit olmadığı olayları bilir. Semavi nefislerden birtakım cüzi bilgileri alabilir.
  • İkincisi mucize gösterebilmesi / Tabiatı değiştirebilme:
  • İbn-i Sina’nın nefs ve akıl görüşü sadece bilgi teorisi ve ahlak felsefesi gibi alanları değil nübüvvet, mucize, vahiy, keramet gibi pek çok konuyu da felsefi ve rasyonel temelde izah eden bir sistem ortaya koymuştur.

Kanak:Tuncay TEZCAN

ZEKAİ DEDE EFENDİ

zekai-dede-efendiZEKAİ DEDE EFENDİ

(1825-1897). Klasik Türk müziğinin 19. yüzyıldaki en büyük bestecisi. Hammamizade İsmail Dede Efendi ile öğrencisi Eyyubi Mehmet Bey’den ders alarak yetişti. Mustafa Fazıl Paşa ile Kahire’ye giderek daire müdürlüğünde ve Hıdiv Sarayı’nda müzik öğretmenliğinde bulundu. Bu dönemde Arapça güfteli dini besteler yazdı. 185875’te İstanbul’da Mustafa Fazıl Paşa’nın sarayında yaşadı. 1868sde Yenikapı Mevlevihanesi’ne bağlandı ve burada ayinhanlık yaptı. 1884’te Bahariye Mevievihanesi’nin kudumzenbaşılığına getirildi; çile çıkarmadığı halde dede unvanı verildi. 1883’te Daruşşafaka’da müzik öğretmeni oldu ve bu görevi ölümüne kadar sürdü. Yapıtları 194043’ie üç cilt olarak Hafız Mehmed Zekai Dede Efendi Külliyatı adıyla yayımlandı. Yalnız sözlü yapıtla; bestelemiş, 250 kadar bestesi günümüze ulaşmıştır. Dini yapıtları arasında 78 ilahi, 38 şugl vardır. Bu türdekilerin en ünlüleri SüznAk Mevlevi Ayini’dir. Başlıca dindışı yapıtları arasında Gönlüm hevesi zülfi siyeh kara düşürdüm (hisarbuselik yürüksemai), Sensiz cihanda Işıka işret revi mıdır (ferahnAk yürüksemai), Bin cefa görsem ey sanem senden (acemaşiran beste), Serde hevayı kakül, dilde hayali canin (suçnak beste) sayılabilir.

Zati SUNGUR

zati-sungurZati SUNGUR

(1898-1984). Bir sahne sanatı olan illüzyonizmin Türkiye’de yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştu. Gedikli Çarkçı Mektebi’ni bitirdikten (1916) sonra denizaltı eğitimi için gönderildiği Almanya’da illüzyonizmi öğrendi. Latin Amerika’ya gitti (1922); Arjantin, Brezilya vb. ülkelerde on dört yıl süreyle gösterimler verdi. İstanbul’a döndükten (1936) sonra Türkiye’de ve turne için gittiği çeşitli ülkelerde gösterimlerini sürdürdü. Çekoslovakya’nın Karlovy Vary kentinde düzenlenen uluslararası illüzyonizm yarışmasında birinci oldu. 1981’de aynı kentte düzenlenen Uluslararası İllüzyonistler Kongresi’nde Sihirbazlar Kralı seçildi.

Yalçın TURA

yalcin-turaYalçın TURA

(1934     ). Tek sesli ve çok sesli müzik alanındaki besteleriyle tanınan besteci, müzikolog. İÜ Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünü bitirdi. Küçük yaşta müzikle ilgilendi. Cemal Reşit Rey ve Demirhan Altuğ’dan ders aldı. Birçok sinema ve televizyon filmiyle tiyatro oyunları için müzik hazırladı. İTÜ Devlet Türk Müziği Konservatuarı kurulunca (1976) burada öğret i m üyeliğine getirildi; Müzikoloji Bölümü başkanı oldu. Dergilerde yayımlanan müziğe ilişkin çok sayıda yazısını Türk Musikisinin Meseleleri adlı kitabında (1988) topladı. Çoksesli bestelerinde hemen hemen bütün müzik türlerinden yararlanan Tura’n m başlıca yapıtları Viyolonsel Konçertosu, Surname, Jazz Süiti, Keman Konçertosu, Tulum Havası, Şeyh Galip’e Saygı, Niyazi Mısri’nin İlahileri ve Yaratılış adlı bale müziğidir.

William SHAKESPEARE

william-shakespeareWilliam SHAKESPEARE

(1564-1616). İngiliz oyun yazarı ve şairi. Yüzyıllara direnen, günümüzde de sahneye konan yapıtlarıyla dünyanın en büyük oyun yazarı olarak değerlendirilir. Yaşamı üzerine bilgiler sınırlı ve çelişkilidir. Stratfordupon Avon’da doğdu. Buradaki ortaöğretim kurumunda okudu, Latince öğrendi. 1582’de bir toprak sahibinin kızı olan Anne Hathaway’le evlendi. 1587 yılı dolayında Londra’ya gitti; orada tiyatro oyunculuğu ve oyun yazarlığı yaptı. Chamberlain Topluluğu’na ortak oldu. 1610 yılı dolayında Stratford’a döndüyse de Londra’yla ilişkilerini sürdürdü. 36 oyun, 154 sone, 2 epik şiir yazdı. Oyunlarından 17’si yaşarken yayımlandı, geri kalanları 1623’te iki oyuncu arkadaşının çıkardığı yapıtlarının toplu basımı içinde yer aldı. Yazılış tarihleri bilinmeyen bu yapıtlar, dönemlere ayrılarak İncelenmektedir. Birinci dönemdekilerden IV. Henry, III. Richard, Kral John vb.’de kendinden önceki yazarların tarihçe niteliğindeki oyunlarını yeniden ele alarak sanat düzeyleri yüksek yeni dramlar ortaya koydu. Yanlışlıklar Komedyası, Hırçın Kız, Venedik Taciri gibi komedyalarında ise, çağının komik sözcüklere ve şakalara dayanan kaba güldürülerini başarılı yapıtlara dönüştürdü. 16. yüzyılın sonlarından 1608’e kadar süren ve olgunluk dönemi diye nitelenen ikinci döneminde Hamlet, Othello, Macbeth, Atinalı Timon vb. tragedyalarını, Trollus ve Cres sieda, Kısasa Kısas gibi komedyalarını ortaya koydu. Bunlar insan davranışlarını, bunların yol açtığı sonuçlan ele alan başarılı yapıtlardı. Üçüncü ve son dönemindeki Bir Kış Masalı, Fırtına, VIII. Henry adlı oyunlarında çağının huzursuzluğunu dile getirdi. İngiliz tiyatrosuna çağ atlatan Shakespeare, ülkesindeki kültür birikiminden yararlanmakla yetinmeyerek antik kültürden, eski İngiliz ve kuzey halklarının folklorlarından, Fransız ve İtalyan edebiyatından, yurtseverliğe dayanan İngiliz tarih anlayışından ve hümanist öğretilerden de yararlandı. Sonraki yüzyıllarda, Shakspeare’in büyük bir yazar olmakla birlikte yeterli ölçüde öğrenim görmediğine dikkati çeken kimi edebiyat tarihçileri, bu büyük yapıtların gerçekte Francis Bacon ya da kimi soylu kişilerce yazılıp Shakspeare imzasıyla ortaya konulduğunu öne sürdüler. Ancak süregelen araştırmalar, bu kuşkuyu haklı çıkaracak veriler getirmedi. Shakspeare’in yukarda anılanlar dışındaki başlıca oyunları Veronalı İki Centilmen, Biz Yaz Gecesi Rüyası, Kuru Gürültü, Windsor’un Şen Kadınları, Nasıl Hoşunuza Giderse (Beğendiğiniz Gibi), On ikinci Gece, Romeo ile Juliet, Julius Caesar, Antonius ile Cleopatra, Pericles’tir. Haşan Sırrı’nın 1885’teki Venedik Taciri çevirisinden bu yana pek çok oyunu dilimize aktarılmış ve sahneye konulmuştur.

Volker SCHLONDORFF

volker-schlondorffVolker SCHLONDORFF

(1939). Genç Alman sineması olarak adlandırılan akımın en önemli iki yönetmeninden biri. Sinemaya sosyoloji ve siyasal bilgiler öğrenimi gördüğü Paris yıllarında başladı. Louis Maile, Alain Resnais gibi yönetmenlerin asistanlığını yaptı. Daha sonra Almanya’ya döndü ve 1966’da ilk filmi Genç Törless’in Sorunları’nı çekti. Özellikle Teneke Trampet adlı filmiyle tanındı ve çağın en önemli yönetmenlerinden biri olarak nitelendirildi. Öteki önemli filmleri: Katharine Blum’un Çiğnenen Onuru, İlahi Lütuf, Kalpazan’dır.

VELAZQUEZ

Diego-velazquezselVELAZQUEZ

(1599-1660). İspanya’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan. Asıl adı Diego Velazquez de Silva’dır. Dinsel, tarihsel temaları işleyen yapıtlarından başka portreleri, çıplakları, iç mekânları yansıtan tablolarıyla tanındı. Klasik İspanyol resminin kurucusu olarak da bilinen Velazquez, özellikle renk zenginliği, yumuşak tonları, desenlerine egemen olan canlılıkla çağdaşlarını etkiledi. Yapıtlarının büyük bölümü Madrid’deki Prado Müzesi’ndedir.

Vedat TEK

vedat_tekVedat TEK

(1873-1942). Türkiye’de Birinci Ulusal Mimarlık Akımının başlıca temsilcilerinden. Daha çok Mimar Vedat Bey diye anılır. Paris’te Ecote Monge’de temel eğitim, Julian Akademisi’nde resim, Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulumda mimarlık öğrenimi gördü. İstanbul’a dönünce (1897) mimarlığa başladı. Sanayi-i Nefise Mektebi’nde mimarlık dalında ilk Türk öğretim üyesi oldu ve mimarlık tarihi dersleri vermeye başladı (1900). İkinci Meşrutiyet’ten sonra baş mimarlığa atandı 1908). Bu görevi sırasındaki başlıca yapıları Defteri Hakani (1908, Sultanahmet’te Tapu Kadastro Müdürlüğü), Büyük Postane (1909), Haydarpaşa ve Moda vapur iskeleleridir. Cumhuriyet’ten sonra Ankara’da Gazi Köşkü (1924), Halk Fırkası Mahfeli (1924, sonra ikinci TBMM binası), Vakıf Oteli (1927, Ankara Palas) vb. yapılan gerçekleştirdi. İstanbul’da Sanayi-i Nefise Mektebi’ndeki derslerini sürdürürken Mühendis Mektebi’nde (sonra İstanbul Teknik Üniversitesi) de öğretim üyesi olarak çalıştı. Bilinen 33 yapıtı vardır. Yukarıda anılanların dışındaki başlıca yapıları Fatih’te Tayyare Şehitleri Anıtı, Kastamonu Hükümet Konağı, Göztepe’de Cemil Topuzlu’nun Köşkü, Yeşilköy’de Halit Ziya Uşaklıgil Köşkü, İzmir’de Ege Palas ve Borsa Sarayı’dır.

TİZİANO VECELLİO

tiziano-vecellioTİZİANO VECELLİO

(1477-1576). Rönesans dönemi resminin başlıca ustalarından. Giogione’nin öğrencisi oldu. Genç yaşta Estensi, Gonzaga, Medici, Farnese ailelerinden siparişler aidi. Büyük düşlem yeteneğini engin bir renk armonisiyle kaynaştırarak yaptığı dini ve din dışı konuları işleyen tablolarına çağının önde gelen kişilerini konu aldı. Perspektif tekniği, derinlik, kusursuz desen ustalığı yönlerinden Venedik Okulu’nun etkili bir temsilcisi oldu.